Bir Yazar Bir Kitap

Yazar Şefika Aykız ile "Kayıp Kelebek" kitabı üzerinden yaptığımız ropörtajı okumak isterseniz, alın kahvenizi, gelin, keyifli okumalar dileriz.

11/18/2025

Edebiyat, yalnızca yazılan kelimelerde değil, o kelimelerin ardındaki düşüncelerde, duygularda ve yaşam deneyimlerinde saklıdır. Bir kitabı okuduğumuzda hikâyeyi görürüz; ancak bir yazarla yapılan röportaj, o hikâyenin kalbine inmeyi sağlar.

Kitap ve ötesi kitap kulübü olarak, yazarlarla röportaj serimizin ilkini İzmir ekibi üyelerimizden Şefika Aykız’a ait Kayıp Kelebek adlı kitabı ile başlatıyoruz.

Öncelikle, kişisel deneyimlerden beslenen ve toplumsal duyarlılığı yüksek bir eserin yazarıyla yapılacak röportaj, hem duygusal hem de farkındalığı yüksek bir söyleşi olacağını söyleyebiliriz. Bu yüzden ilk sorumuz, klasik görünse de kitabın ortaya çıkış süreci olacaktır.

1- Kayıp Kelebek’in ortaya çıkış hikâyesi nedir? Bu kitabı yazmaya sizi iten en güçlü duygu veya olay neydi?

2011’de annemle kitap yazma hayali kurmuştuk.

Ama çok geçmeden onu kanser nedeniyle kaybettim.

Kitaplara küstüm. Yasımı hep yazarak tuttum.

Yıllar geçti… Anne oldum.

Kalemim bu kez hep “anne”yi yazdı.

Kızım okumaya başladığında, ona örnek olmak için tekrar kitaplara sarıldım.

Hem kendi kitaplarımı okudum, hem onunla birlikte çocuk kitaplarını…

Derken bir gün…

“Elini kalemine koy, artık yazma zamanı” der gibi bir dost geldi, defter ve dolma kalemiyle.

Ve ben, 15 yıldır biriktirdiğim notlarla biyografi tarzındaki ilk eserime başladım.

Bu, bir hayalin devamı.

Ve anneme bir söz…

2- Araştırmalarımıza göre yaşamınızdan ilham aldığınızı söylüyorsunuz. Gerçek hayatla kurgu arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?

"KÜÇÜK KIZ" ile başladı hayatım...

Annemi kaybettiğimde "KIŞ" şarkısı eşlik etti yaslarıma.

Ersin'le tanıştığımda "YAĞMUR OL GEL" çaldı kalbimde.

Aşık olduğumda "ELİMDE DEĞİL" dedim kendime bile.

Evlenmeye karar verdiğimde "HİKAYE" başladı.

Aydın'dan ayrılırken "SATILIK YALANLAR ŞEHRİ" uğurladı beni.

İzmir’e taşındıktan sonra "KOLAY DEĞİL" dedim her seferinde.

Kelebek gibi uçmaya başladığımda "HOŞÇAKAL"la veda ettim geçmişe.

Değişip dönüşürken "KIRIK AYNA"ya baktım uzun uzun…

Ve sonra…

"İNSANOĞLU" şarkısına karşı duran,sorgulayan, meydan okuyan küçük kız;

"KAYIP KELEBEK" iken kanatlandı.

Uçtu, düştü, ağladı… ama yeniden doğdu.

Evet, “Kayıp Kelebek”i yazarken yaşamımdan ilham aldım. Çünkü bazı duygular vardır, kurgu onları tek başına taşıyamaz. Gerçek yaşanmışlıklar ise o duygulara ruh verir. Benim için önemli olan, yaşadıklarımı birebir anlatmaktı.

3- Kitapta kardeşlik bağı çok güçlü bir yer tutuyor. Kardeşlik sizin için ne ifade ediyor?

Ben oyuncak bebekler yerine ablam ve kardeşimle oynardım. Kardeşlik, yarayı sarmak, acıyı paylaşmak gibi görünse de benim için çok daha fazlasıydı.

Görme engelli otizmli kardeşim ve cerebral palsili, görme engelli diğer kardeşimle bu duyguları yaşarken, kardeşlik diyince ağır basan şey sorumluluk ve anne gibi olma duygusu oldu.

Her şeyi erken yaşta onlar sayesinde öğrendim: sabrı, sevgiyi, empatiyi ve hayata karşı dimdik durmayı.

Kardeşlik, bizim evde oyun ve neşeden ibaret değil; aynı zamanda büyümeyi, olgunlaşmayı ve koşulsuz sevmeyi öğretti.

4- Aile içinde özel gereksinimli bir bireyle yaşamak, ilişkileri nasıl dönüştürüyor sizce?

Bu durum, ailedeki herkesin iç dünyasını dönüştürüyor. Çünkü artık sadece “yaşamak” değil, anlamaya çalışmak, şefkatle dokunmak, birlikte güçlenmek devreye giriyor.

Kimi gün yorgunluk, kimi gün mucize dolu anlar… Ama her defasında kalbin daha da büyüyor.Benim için özel gereksinimli bir bireyle yaşamak, koşulsuz sevginin en saf hâline tanıklık etmek demek.

Bu yol herkese sabrı, empatiyi ve “farklı olmanın güzelliğini” öğretiyor.

Kısacası, özel gereksinimli bir bireyle yaşamak aileyi zorlaştırmıyor; olgunlaştırıyor.

5- Fedakârlığın sınırı sizce nedir? Kimi zaman kendimizden vazgeçmek mi gerekir, yoksa denge mümkün mü?

Yıllarca başkaları için güçlü olmaya çalışırken, insan bazen kendini unutabiliyor. Ki ben 30lu yaşlarıma kadar unuttum.Oysa gerçek fedakârlık, kendini yok etmek değil; var olarak vermek.

Ben “Kayıp Kelebek”i yazarken şunu fark ettim:

Kimi zaman evet, kendinden vazgeçmek gerekiyor gibi hissediyorsun — özellikle sevdiğin birini korumak, bir acıyı taşımak ya da bir özel gereksinimli bireyin hayatına destek olmak için.

Ama sonra anlıyorsun ki, eğer sen tükenirsen, kimseye ışık olamazsın.

Denge mümkün… ama o denge, hep yeniden kuruluyor.

6- Sizce toplumda farkındalık yaratmak için edebiyatın rolü ne olabilir?

Bir hikâye, bir karakter, bir cümle bazen yıllarca anlatılan bir gerçeği bir anda hissettirir.

“Kayıp Kelebek”i yazarken de bunu istedim:

Okuyucu sadece bir hikâye okumasın, aynı zamanda farklı olmanın güzelliğini, özel bireylerle yaşamanın derinliğini, kaybın içinden doğan umudu hissetsin.Edebiyat, insanı insanla buluşturuyor bence.

7- Gerçek yaşam deneyimlerinizi paylaşırken “anlatmakla susmak arasında” kararsız kaldığınız anlar oldu mu?

Evet… Hem de çok kez.

Gerçek bir hikâyeyi anlatırken, insan sadece kelimelerle değil, kalbiyle de çıplak kalıyor.

Bazı anılar vardır; yazıya döküldüğünde yeniden yaşanır. O yüzden “anlatayım mı, susayım mı?” ikilemi hep vardı bende.

Anlatsaydım seri haline gelebilirdi.Sustum ve 120 sayfayla sınırlandırdım kendimi.

Ama her cümleyle biraz daha hafifledim.

Anlatmak, benim için bir cesaret biçimiydi.

Susmak ise saygıydı — hem kendime hem de yaşadıklarıma.

Bu iki duygunun arasında gidip gelirken kitabın dili oluştu: ne tamamen susarak, ne de her şeyi anlatarak…

Sadece kalbimin kaldırabildiği kadar.

8- Kitabınızı okuyanlardan sizi en çok etkileyen geri dönüş neydi?

Bir okuyucu bana yazmıştı:

“Benim acım acı değilmiş.”

O an anladım ki, kitabım sadece bir hikâye değil; okuyanların kalbinde farkındalık ve kabullenme yaratıyor.

Bazen en büyük ödül, bir başkasının iç dünyasında bir ışık yakabilmek.

9- Yazmayı düşündüğünüz yeni bir proje ya da devam kitabı var mı?

Yazmaya başladığım günden beri günlük yazılarıma devam ediyorum.

Gelecekte kadın hikayeleri ve erkek hikayeleri üzerine çalışmalar yapmak istiyorum; bu hikayeler bir araya gelip ikinci bir kitap olarak okuyucuyla buluşur.Ayrlıca özel gereksinimli öğrencilerimin yeteneklerini kitaplaştırmayı çok önemsiyorum. Çocuk kitabı projelerimde, özel gereksinimli farkındalığı ön planda tutuyorum.

Resim ve çizimlerini Bilsemli kızım Elif’in ve yetenekli öğrencilerimin yaptığı eserlerle, benim hikayeleştirdiğim olayları birleştirerek, hem görsel hem de anlatısal bir deneyim yaratmayı planlıyorum.Bununla birlikte, özel gereksinimli çocuklara yönelik eğitim kitapları ve materyaller üzerine de çalışmalar yapıyorum. Amacım, hem ailelere hem öğretmenlere hem de çocuklara yol gösterecek, empatiyi ve yetenekleri ön plana çıkaracak kaynaklar üretmek.

Amacım, hem ailelere hem öğretmenlere hem de çocuklara yol gösterecek, empatiyi ve yetenekleri ön plana çıkaracak kaynaklar üretmek.

10- Son olarak, özel gereksinimli bireylerle yaşayan ailelere iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Özel gereksinimli bireylere bahanelerin arkasına saklanmayın.

Umudu kaybetmeyin; çocuklarımızı atıl olarak görmeyin.

Özel gereksinimli bireyler için istihdamın hızla arttığı bu dönemde, elimizden geldiğince onları zenginleştirmeli, potansiyellerini ortaya çıkarmalıyız.

Kendimizi tamamen çocuğumuza adamak yerine, sağlıklı anne-babalar olarak yanlarında olabilmek için kendimize de zaman ayırmalıyız. Biz iyiysek, onlar da iyi olacak.

Gelecek kaygısını mümkün olduğunca azaltıp, anın tadını verimli ve dolu dolu yaşamalıyız.